19 Aralık 2017 Salı

Hoedus~


                 


Anlıyorum, anlıyorum evet artık gerçekten içinde bulunduğum durumun ciddiyetini anlıyorum. İçinde boğulduğum karanlığın beni tam olarak nereye sürüklediğini bu sefer bir başkasında gördüm. Gülümseyerek yardım isteyen birinde... 


Şu son bir yılda özellikle de geleceğimden umudumu tamamen kestiğim birkaç ay öncesinde bir gün bu illet beni öyle zayıf tarafımdan vurdu ki neden yaşadığımı sorgular hale gelmiştim. “Ne olur sanki?” Elimden geleni yapsam da suçluydum, pes ettiğim için de suçlandım. Güzel olamadığım için suçlandım, kilo veremediğim için dalga geçildi, uzun olmadığım için küçümsendim.


Boşver”, “insanların ne dertleri var, seninki de dert mi?” , “ Saçmalama, abartma.” , “kafana takma”


Çok kolay değil mi bunları söylemesi? Gülüyorsun ya, mutlusun. Mutlu olduğuna inandıkları için suçlusun çünkü derdin yok ama var-mış gibi davranıyorsun. Sonra bir an geliyor hırçınlaşıyorsun, hırçınlaştığın için suçlanıyorsun.
İnsanlardan kaçıp sığındığın şeyler saçma geliyor, suçlanıyorsun. Neyi ne sebeple yaptığın kimsenin umrunda değil, olay sadece “aa sen de o ergenlerden misin?” Den ibarettir bunu bir tek sen bilmezsin.


Zor zamanında bana gel diyen insanlara uğradığında karşılaştığın ise sadece “bu muydu derdin? Bu ne ki benim şu derdim daha kötü” olur.

Ama ben bu kadarını kaldıramıyorum? Ben takıyorum? Ben yoruluyorum. Ben bu kadardan ibaretim, kendimi zorladığım o yükü kaldıramıyorum işte neden anlamak istemiyorsun?

Kendimi kapattığımı biliyorum, bir lokma yemeğe ihtiyaç dahi duymadığımı, nefes almanın bile çok zor geldiği zamanlarım oldu, bir anda güvendiğim her şey elimden gitti, geleceğim hakkında en ufak detayı bile es geçmeden planımı yapmışken bir anda koca bir boşluğun içine düştüm ben. O dönemlerde sorgulamaya başladım, psikolojisi bozuk insanları, seri katilleri, acı hayat hikayelerini araştırdım gecelerce sadece ve sadece benim acımdan daha büyüğünün yaşandığına inanmak adına. Bir yararı oldu mu? Hayır. 


Bir nebze olsun inanç olmasaydı içimde şu an bunları yazabiliyor olamazdım. Şanslıyım ki yalnız değildim. Yalnızların sayısının insan sayısından çok olduğu şu dönemde yalnız kalmadım ben.

Boşver” demediler bana, “şimdi acıyor ama biz buradayız, bize yaslan geçecek” dediler. 
Bir sevgi kaybedip yerine 4 sevgi kazandım. Aylarca yaşadığım bunalımın acısını 1 günde aldılar üstümden, “sen neden bu kadar çok gülüyorsun, orada gülemedin mi hiç?” 
Benim için cümlenin sonuna koyulan noktanın bile anlamı çok büyükken böylesi boğazıma yumruk gibi indi.

Ağlayarak açtığım telefonları gülmeden asla kapatmadılar mesela, saatlerce hiç önemi olmayacak meseleler için dil döktüler, insanların dalga geçtiği ne kadar özelliğim varsa sevdiler. Dünyayı yediğimden bahsettiklerinde bir onlara kırılmadım ben, bir onların yanında param yok demeye çekinmedim, ne zaman zora düşsem bir onları aradım yanımda. Şimdi bu kadar bağlanmışken kaybedebileceğim düşüncesiyle boğuşuyorum. Sevdiğim ne varsa zamanla kaybettiğim gibi.

Benim tutunacak dalım vardı, sıkı sıkı tutundum ve şimdi buradayım. Ya senin? Ne kadar yaktılar canını? Ne kadar yordular seni? Ne kadar kırıldın ki ölümü yaşamdan huzurlu bulacak kadar usandın aldığın nefesten?
Çocukluk arkadaşım, beni hiç tanımayan sırdaşım, ilk sevdiğim. O güzel gülüşünün ardına ne kadar acı sığdırdın? Sen “beni kurtarın” diye bağırırken biz dinledik ama duyamadık ya seni... En çok bunun vicdan azabı yakıyor canımı. Gidişine hak verebiliyor, seni anlayabiliyor olmak yıkıyor en çok.


Ben iki hakareti, kötü sözü kaldıramazken senin tümünü yüklenmeni beklemek acımasızlık değil de ne? Sen elinden geleni yaptın, gülüşünle binlerce kişiye umut oldun. Elini tuttuğun insanlar inandı yarınlarına, tutup kurtardın onca insanı da bir bizim gücümüz yetmedi ya senin elinden tutmaya. Umarım gittiğin yerde mutlusundur. Sen dün ölmedin, gidişinle binlerce insan açtı gözlerini yine senin sayende. Şimdi herkes melek olduğunu düşünüyor, hayır herkes melek olduğuna inanıyor. Sana en çok böylesi yakışır.


Çevrenizdeki insanların kıymetini bilin. İnsanları zalimce yargılamadan önce bir kere düşünün zira sizin 5 saniyenizi ayırıp yazdıklarınız karşınızdakilerde çok derin yaralar açabiliyor. Adım adım katil oluyorsunuz farkında değilsiniz, eliniz değil, diliniz kana bulanıyor. Kimisinin umutlarını, kimisinin özgüvenini, kiminin ise hayallerini yıkıyorsunuz. Bunun hesabı sorulmayacak mı sanıyorsunuz? Adınızın yanına yakışabilecek yüzlerce sıfat varken “adi” bunlardan biri olmamalı. Biraz insaflı olun.


Gökyüzüne emanet ediyorum seni sevdiğim. Burası sen ve senin gibiler için çok kirli, umuyorum orada bulacaksın hakkın olan huzuru. Yanına gelmek adına peşinden koşacak kadar seni seven insanlarla karşılaşacaksın orada. Burada ise sen anlatılacaksın herzaman.

Bu dünyadan öyle güzel bir melek geçti ki gidişiyle bile çiçekler açtırdı gönüllerde, herkes gözyaşlarıyla suladı çiçeğini büyük bir özenle.”


수고했어종현아.
내가 늦었  때문에 나를 용서해 미안해 진심으로.


18 Nisan 2017 Salı

Cor Serpentis




"Yıldızların mı tükendi Mei?"  yazamaz olmuşsun..

Yazmaktan bu denli kaçacağım gelmezdi aklıma. İşe bak, bu kadarını yaşayabileceğimi düşünmüş müydüm sanki? Şimdi yine olanlar olmuş ve ben nasıl karalasam dökerim içimi, neresinden tutup anlatsam rahatlarım diye düşünüyorum.

Tüm sıkıntımın en başına gideceğim, çocukluğuma. Uçma Mei demeyin! Çocukluğum önemli.

Çocukluğumu kaybettim, ailemin "zorunlu" yokluğunda çocuk değil olgun olmak zorundaydım. Sorumluluğumu alan insanlara yük olup annemle babamı istiyorum diye ağlayamazdım. Belki şimdi bakınca kısa bir süreydi yoklukları fakat yaklaşık 6 yaşındaki bir çocuk için 2 yıl koca bir ömürden uzundur. Mesela, o küçük kız da isterdi bisiklet sürmeyi babasından öğrenmeyi.

Benim "baba bana bisiklet sürmeyi öğret" deme fırsatım olmadı. Sonunda geri döndüklerinde babamın kardeşime bisiklet sürmeyi öğretişini izledim ben de. Her düşüşünde tutup kaldırışını, biraz kızıp biraz da endişelenişini. Tamam kabul kıskandı, kıskandım da küsüp trip yapamadım. Babamın suçu değildi ki. Kıskandığımı gizlediğim o zamanlarda hissettim bir nebze daha olgunlaştığımı. Meğer ne zor şey-miş olgun olmak.

Çok başka şekillerde ilgi aradım ben de. Bayır aşağı ön frenleri sıkarken tüm olgunluğum nereye kaçmıştı bilmiyorum ama ben de düşeyim ve beni de kaldıran babam olsun istedim. Şimdi anlatması kolay da çocukluğum dediğimde aklıma gelen ilk şeyin bu olması sızlatmıyor değil. Hiç sevgisiz ve yalnız kalmadım ben çok şükür ama bisiklet sürmeyi bana babam öğretmeliydi, ben bir bunu aşamıyorum.

Biraz daha yakın zamana geleyim mi? Gel Mei, gel.

Ben belki de gençliğimin en güzel 5 yılını kaybettim. İlk uykusuz kalışlarımı, bir lokma yemek yiyemeyişlerimi, çektiğim en büyük zorluklarını ve hayatımın en sıkıntılı anlarını. Gösterdiğim onca çaba, karşıma aldığım onca insan ve tüm yıpranışlarım artık çöp.

Çok kez söyledim değil mi? İlişkiyi yöneten kadındır. Kadın biterse, ilişki biter.

Sonra da ne olur biliyor musunuz?

"Sen ne yaptın ki? Her şeyi ben yaptım, bizim için yaptım! Sen nankörsün, sen doyumsuzsun, ben sana yetemiyorum..."

Kimse sormaz ki neden bittin?
Ne yordu seni bu denli? Nasıl tükettiler güvenini, sevgini, seni...

Duyacakları cevabı bildiklerinden sormazlar, sadece suçlarlar sen de onlar gibi bir insan olduğun için, sabrının da sevginin de güveninin de bir sınırı olduğu için. Doğru olan ise onların aynı hataları milyon kere daha tekrarlaması ve senin tıpkı bir moron gibi sürekli sürekli ve sürekli olarak affedip sevginden hiç eksiltmeden önüne bakmandır.

Onlar milyon kere tekrarlanmış olan "Affet, yemin ederim bir daha olmayacak", "söz değişeceğim, seni daha fazla kırmayacağım, yormayacağım", "bu son şans" larını hatırlamazlar asla. Ne münasebet?!

Sen yıllarını "evet şimdi bir savaş veriyorum, zorluk çekiyorum ama hepsine değecek" diyerek yemişsin kimin umurunda? Terk eden sen olduğun için "daha çok seven" rolü onlara kalmıştır. Onlar da ziyadesiyle tüüüüm arkadaşlarınıza gidip kendilerini acındırarak verirler rollerinin hakkını. Hem de aynı anda bilmem kaç tane kıza yazarken. Bak sen :)

Sizin için ölüp biten insan arkanızdan attığı binbir türlü palavra ve iftira ile paşşa paşşa hayatına devam eder "sözde" yeniden başladıkları hayatına. Hem de ayrılışınızı kollayıp, ayrıldığınız an "seni seviyorum"lu mesaj yağdıran şu son derece basit takipçilerinizden biri ile. Aman Allah bir yastıkta kocatsın, iyi yakışmışlar :)

Tahmin etmezdim hiç "iyiki ayrıldım" diyeceğimi. Tahmin yürütmekte berbatmışım, bu konuda da hemfikirsek yavaş yavaş kaçayım ben de artık. Kan çıkmadan :) 


Bulutlar, sınırlar, özgürlük falan filan. Hepinizi değil, şunu yazdığımda samimiyetle üstüne alınabilenleri seviyorum ama hepinizi Allah'a emanet ediyorum. Kendinize iyi bakın.