"Yıldızların mı tükendi Mei?" yazamaz olmuşsun..
Yazmaktan bu denli kaçacağım gelmezdi aklıma. İşe bak, bu kadarını yaşayabileceğimi düşünmüş müydüm sanki? Şimdi yine olanlar olmuş ve ben nasıl karalasam dökerim içimi, neresinden tutup anlatsam rahatlarım diye düşünüyorum.
Tüm sıkıntımın en başına gideceğim, çocukluğuma. Uçma Mei demeyin! Çocukluğum önemli.
Çocukluğumu kaybettim, ailemin "zorunlu" yokluğunda çocuk değil olgun olmak zorundaydım. Sorumluluğumu alan insanlara yük olup annemle babamı istiyorum diye ağlayamazdım. Belki şimdi bakınca kısa bir süreydi yoklukları fakat yaklaşık 6 yaşındaki bir çocuk için 2 yıl koca bir ömürden uzundur. Mesela, o küçük kız da isterdi bisiklet sürmeyi babasından öğrenmeyi.
Benim "baba bana bisiklet sürmeyi öğret" deme fırsatım olmadı. Sonunda geri döndüklerinde babamın kardeşime bisiklet sürmeyi öğretişini izledim ben de. Her düşüşünde tutup kaldırışını, biraz kızıp biraz da endişelenişini. Tamam kabul kıskandı, kıskandım da küsüp trip yapamadım. Babamın suçu değildi ki. Kıskandığımı gizlediğim o zamanlarda hissettim bir nebze daha olgunlaştığımı. Meğer ne zor şey-miş olgun olmak.
Çok başka şekillerde ilgi aradım ben de. Bayır aşağı ön frenleri sıkarken tüm olgunluğum nereye kaçmıştı bilmiyorum ama ben de düşeyim ve beni de kaldıran babam olsun istedim. Şimdi anlatması kolay da çocukluğum dediğimde aklıma gelen ilk şeyin bu olması sızlatmıyor değil. Hiç sevgisiz ve yalnız kalmadım ben çok şükür ama bisiklet sürmeyi bana babam öğretmeliydi, ben bir bunu aşamıyorum.
Biraz daha yakın zamana geleyim mi? Gel Mei, gel.
Ben belki de gençliğimin en güzel 5 yılını kaybettim. İlk uykusuz kalışlarımı, bir lokma yemek yiyemeyişlerimi, çektiğim en büyük zorluklarını ve hayatımın en sıkıntılı anlarını. Gösterdiğim onca çaba, karşıma aldığım onca insan ve tüm yıpranışlarım artık çöp.
Çok kez söyledim değil mi? İlişkiyi yöneten kadındır. Kadın biterse, ilişki biter.
Sonra da ne olur biliyor musunuz?
"Sen ne yaptın ki? Her şeyi ben yaptım, bizim için yaptım! Sen nankörsün, sen doyumsuzsun, ben sana yetemiyorum..."
Kimse sormaz ki neden bittin?
Ne yordu seni bu denli? Nasıl tükettiler güvenini, sevgini, seni...
Duyacakları cevabı bildiklerinden sormazlar, sadece suçlarlar sen de onlar gibi bir insan olduğun için, sabrının da sevginin de güveninin de bir sınırı olduğu için. Doğru olan ise onların aynı hataları milyon kere daha tekrarlaması ve senin tıpkı bir moron gibi sürekli sürekli ve sürekli olarak affedip sevginden hiç eksiltmeden önüne bakmandır.
Onlar milyon kere tekrarlanmış olan "Affet, yemin ederim bir daha olmayacak", "söz değişeceğim, seni daha fazla kırmayacağım, yormayacağım", "bu son şans" larını hatırlamazlar asla. Ne münasebet?!
Sen yıllarını "evet şimdi bir savaş veriyorum, zorluk çekiyorum ama hepsine değecek" diyerek yemişsin kimin umurunda? Terk eden sen olduğun için "daha çok seven" rolü onlara kalmıştır. Onlar da ziyadesiyle tüüüüm arkadaşlarınıza gidip kendilerini acındırarak verirler rollerinin hakkını. Hem de aynı anda bilmem kaç tane kıza yazarken. Bak sen :)
Sizin için ölüp biten insan arkanızdan attığı binbir türlü palavra ve iftira ile paşşa paşşa hayatına devam eder "sözde" yeniden başladıkları hayatına. Hem de ayrılışınızı kollayıp, ayrıldığınız an "seni seviyorum"lu mesaj yağdıran şu son derece basit takipçilerinizden biri ile. Aman Allah bir yastıkta kocatsın, iyi yakışmışlar :)
Tahmin etmezdim hiç "iyiki ayrıldım" diyeceğimi. Tahmin yürütmekte berbatmışım, bu konuda da hemfikirsek yavaş yavaş kaçayım ben de artık. Kan çıkmadan :)
Bulutlar, sınırlar, özgürlük falan filan. Hepinizi değil, şunu yazdığımda samimiyetle üstüne alınabilenleri seviyorum ama hepinizi Allah'a emanet ediyorum. Kendinize iyi bakın.
